Ne diyoruz?

1 Mayıs 2012 / Şişhane


İkinci Dünya Savaşı sırasında, işgal altındaki Yunanistan’da, Nazi ordularına karşı direnişi başlatan Komutan Aris, ellerinde birkaç kırık dökük mavzerden başka şeyleri olmayan bir avuç adamıyla ilk önüne gelen köyün meydanına girdi. Yüksekçe bir yere çıkıp, “Evet, çok güçsüzüz, silahımız yok. Ve çoğunuz bizim Nazilere karşı bir şey yapabileceğimize inanmıyorsunuz. Ama bir daha bu köy meydanına girdiğimizde yüz binlerce kişi olacağız” dedi.

Ve gerçekten de, sadece birkaç ay sonra, yüz binler Nazi işgaline karşı direniş saflarına katılmıştı.



Biz de şimdi size bir portakal sandığının üzerinden sesleniyoruz.

Bu dünya, istediği her yerden, istediği her şeyi zorla alabileceğini düşünen, bir obez iştahıyla durmadan tüketen ve insanlığı her geçen gün daha derin bir barbarlığa sürükleyen emperyalist Yankilerin ve çanak yalayıcılarının tehdidi altındadır.

Bir avuç uluslararası tekelin gönlü olsun, kasası daha fazla dolsun diye, insanlık ağır acılar çekiyor. Afrika kıtası dünyanın gündeminden çıktı bile. Milyonlarca insan, her gün, açlık ve yaygın hastalık tehdidi altında yaşıyor. Bu yetmiyor, Yankilere yaranma yarışındaki mankafa diktatörler kendi aralarında savaşırken, yığınları da namlunun ucuna sürüklüyor.

Dünyanın her tarafı ucuz emek cehennemlerine döndü. Binlerce dolarlık şaraplar eşliğinde yenen yemeklerde, işçilerin daha fazla canını çıkaracak uluslararası anlaşmalara imza atılırken, günde 1 dolara yaşamak zorunda olan milyarlarca insandan söz ediyoruz.

Koskoca ülkeler emperyalistlerin kerhanesi haline geldi; ‘seks turizmi’ icat edildi, çocuklar bir avuç dolar için psikopat emperyalist tosunlara peşkeş çekiliyor artık.

Ortadoğu şu lanet petrolü kana kana içmek isteyen doymak bilmez Yankinin yaktığı ateşle kavruluyor. Yetmiyor, dinler, mezhepler, milliyetler birbirine düşürülüyor.

Memleket ise çadır tiyatrosuna dönmüş. Utanmazlar hayatımızı pijamayla bile pazarlayabileceklerini söylüyor açık açık. Ortalık ‘yasal’ hırsızlarla dolu. Siyasetçi denen cinsin analarının çıkından, çocuklarının düğün bohçalarından servet taşıyor. Ve yoksullara ‘Ananı da al git!’ diyorlar.

İşçiler, alın teriyle, onuruyla yaşayan yığınlar derinleşen bir sefalete mahkum ediliyor. Atış serbest! Sömür sömürebildiğin kadar!

Sendikalar birer birer ortadan kaldırılıyor. Geriye bırakılanlar, patronlar kadar zengin sendika ağalarının elinde başka bir ticari işletmeye dönüşüyor.

Osmanlı’nın 700 senelik ceberrut devlet geleneği, sırf emekçiler örgütlenip başkaldırmasın diye çalışıyor. Ülkenin tek işleyen çarkı da bu; eziyet, işkence, cop, biber gazı, mapusane, düzenin hammaddeleri...

Kurtuluş umudunun cebirle yok edildiği bu ülke, emekçilere kurtuluş olarak ‘öte dünya’yı adres gösteren kara cübbeli şarlatanların cennetidir artık.

Ve televizyonlar göz göre göre yalan söylüyor. Gazeteler alenen yalan yazıyor. Efendileri pastadan pay kapmaya çabalarken, patron borazanları yere düşen kırıntıları tıkınma telaşında.

Ve tüm bunlarla birlikte yayılan çürüme… Sokaklar fuhuş, hırsızlık, uyuşturucu bataklarına dönüşüyor. Güvenlikli malikane ve site duvarlarının dışı bir savaş alanı. Arkasında polisle kabadayılık yapan çete reisleri, yüzümüze pis pis sırıtarak caka satıyor.

Velhasıl ülkede ağır bir köpekleşme yaşanıyor.

Nasıl leş gibi bir linç havası var…

Nasıl domuzlama bir sömürü…

Biz bu çarkı, Türkçe, Kürtçe, Arapça, Farsça REDDEDİYORUZ! Ve, ‘KIZIL’ rengi seviyoruz!

Evet, çok güçsüzüz. Ve belki çoğunuz bizim işleyen bu talan ve sömürü çarkına çomak sokabileceğimize inanmıyorsunuz.

Ama size yine de bir portakal sandığının üzerinden ‘imanla’ sesleniyoruz:

Gerçeklerin üzerini örten bütün örtüleri bir bir kaldırmaya kararlıyız! Sola münasip görülen apolitik locaları ve devrimcilikten vazgeçmek kaydıyla girilen ‘gerçekçi’ siyaset zeminlerini reddediyoruz. Düzen içi çelişmelere, dalaşmalara taraf olmak değil, bu düzene vurmak istiyoruz. ‘Yaramaz çocuk’, ‘sevimli afacan’ falan da hiç değiliz.

Biz bu çarkı alenen yerle yeksan eylemek istiyoruz.

Bir daha böyle bir yazı yazdığımızda, çok daha güçlü olmak umuduyla…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder